Faaliyetler

Chères Amies, Chers Amis,

Nous aimerons vous informer concernant la séance d’information “SANTÉ CORPORELLE ET MENTALE CHEZ L’ENFANT” qu’a eue lieu le 10 juillet 2021 à la salle de Sohram-Casra par Emine Ridvan psychologue de SOHRAM-CASRA.

32 personnes ont assisté à la séance d’information en deux groupes.

Les enfants ont été informent par les informations suivant ;

QU’EST-CE QUE L’ÉDUCATION À LA CONFIDENTIALITÉ?

C’est la prise de conscience des enfants d’eux-mêmes et de l’espace privé/privé des autres, de la protection de leur espace privé dans la vie sociale, du respect de la vie privée des autres et de l’établissement de limites saines entre eux et leur environnement.

ZONES CONFIDENTIELLES POUR ENFANTS ?

Définir un champ personnalisé :

« Mes endroits qu’il est interdit de toucher »

1. Notre poitrine

2. Entre nos jambes

3. Notre dos, c’est-à-dire nos fesses

4. Nos lèvres

Ces zones doivent être cachées aux autres et personne ne doit y toucher, à l’exception des parents et des médecins. Nous ne devrions pas laisser les autres touchers à ces zones privées. Nous ne devrions pas permettre à nos proches d’aimer nos lieux privés en les touchant, en les embrassant et en les frappant.

Nous ne devrions pas changer nos vêtements devant les autres !

En pensant «plus petit», notre famille peut les déshabiller et les habiller devant les autres jusqu’à ce qu’ils atteignent nos sous-vêtements. Mais ce n’est pas vrai. Après l’âge de 7 ans, nous devons nous prendre en charge en prenant un bain. Nos parents ont juste besoin de nous aider.

« Il ne devrait y avoir personne d’autre dans la salle de bain que vous »

* Pour une raison quelconque, après l’âge de quatre ans, vous devriez apprendre que les toilettes sont un endroit « privé ».

* Nous devons réagir lorsque nos parties intimes sont touchées !

Les endroits spéciaux ne sont pas des objets d’amour !

Il n’est pas juste d’aimer les parties intimes des petits enfants en les touchant et en en faisant le sujet. Parce que c’est une violation de vos zones privées. Vous ne pourrez peut-être pas distinguer si c’est bon ou mauvais quand quelqu’un d’autre veut toucher votre espace privé.

Faire des blagues sur les zones privées, leur demander de les montrer, essayer de les toucher peut amener l’enfant à mal comprendre leurs zones privées.

Lorsque notre vie privée est violée, nous devons aller voir la personne en qui nous avons le plus confiance et tout lui dire !

Vous ne devriez pas essayer sur vos amis les scènes que vous voyez à la télévision.

* Vous devez faire attention au contenu des programmes télévisés que vous regardez.

* ‘Tu peux me toucher si je te laisse’ ‘Puis-je t’embrasser quand tes parents t’embrassent ? ils doivent demander la permission.

* Tu devrais le rappeler à tes parents. « Mon corps m’appartient »

* Dans tous les cas qui seront faits à votre corps, votre famille devrait obtenir la permission. Dans ce cas, avec le temps, vous ressentirez les interventions qui seront faites sur votre corps sans votre autorisation et vous vous sentirez mal à l’aise.

« CRISONS !  »’ ils se sont entraînés à crier par la psychologue.

Le numéro de téléphone 183 qu’ils peuvent appeler en cas d’urgence et pour demander de l’aide a été mémorisé.

Sevgili arkadaşlar,

SOHRAM psikologu Emine Rıdvan tarafından 10 Temmuz 2021 tarihinde Sohram salonunda gerçekleştirilen « ÇOCUKLARDA BEDEN VE RUH SAĞLIĞI » bilgilendirme oturumu hakkında sizleri bilgilendirmek istiyoruz.

Bilgilendirme toplantısına iki grup halinde 32 kişi katıldı.

Çocuklara şu bilgiler verildi;

MAHREMİYET EĞİTİMİ NEDİR?

Çocukların kendisinin ve diğer insanları özelinin/özel alanının farkına varması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması, diğer insanların özeline saygı duyması, kendisi ile çevresi arasında sağlıklı sınırlar koymasıdır.

ÇOCUKLARDA MAHREMİYET BÖLGELERİ ?

Özel Alanı Tanımlama:

« Dokunulması yasak olan yerlerim’’

1. Göğsümüz

2. Bacaklarımızın arası

3. Arkamız yani popomuz

4. Dudaklarımız

Bu alanları başkalarından gizlenmeli ve anne-baba ve doktorlar dışında bu bölgeye kimsenin dokunmaması gerekiyor. Bu özel alanları başkalarına dokundurmamalıyız. Akrabalarımız, yakınlarımız tarafından özel yerlerimiz dokunularak, öperek, vurarak sevmelerine izin vermemeliyiz.

Başkalarının Önünde Kıyafetlerimizi Değiştirilmemeli !

‘‘Daha küçük ” diye düşünerek ailemiz iç çamaşırımıza varıncaya kadar başkalarının önünde soyup giydirebilir. Ama bu doğru değildir. Banyo yaptırırken 7 yaşından sonra banyo yaparken kendimiz sorumluluk almalıyız. Anne babalarımızın bize sadece yardımcı olması gerekir.

« Tuvalette senden başkası olmamalı « 

* Her ne sebeple olursa olsun dört yaşından sonra, tuvaletin « özel » bir mekan olduğunu öğrenmelisiniz, tuvalet ihtiyacını gideren birisinin başkaları tarafından görülmesinin uygun olmayacağını bilmelisiniz.

* Özel bölgelerimize dokunulduğunda tepki vermeliyiz !

Özel Yerlerin Sevgi Objesi Değildir!

Küçük çocukların özel yerlerini dokunarak, onları konu yaparak sevmek doğru değildir. Çünkü bu durum, sizlerin özel alanlarınızın ihlalidir. Sizler, bir başkası özel alanınıza dokunmak istediğinde bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunun ayrımını yapamayabilirsiniz. Çocuğun özel olanların şaka konusu yapmak, göstermesini istemek, onlara dokunmaya çalışmak çocuğun özel alanlarına ilişkin yanlış anlamasına sebep olabilir.

Mahremiyetimizin ihlali olduğunda en güvendiğimiz kişiye gidip her şeyi anlatmalıyız !

Televizyondaki gördüğünüz sahneleri arkadaşlarınızın üzerinde denememelisiniz.

* İzlediğiniz TV programlarının içeriğine dikkat etmelisiniz.

* ’İzin verirsem dokunabilirsin’ ’Ebeveynlerinizin sizi öperken « Seni öpebilir miyim? » diye izin istemeleri gereklidir.

* Bunu ailelerinize hatırlatmalısınız. « Bedenim bana aittir »

* Bedeninize yapılacak her hangi durumda ailenizin izin alması gerekmektedir. Bu durum da zamanla sizden izin alınmadan bedeninize yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olursunuz.

‘’ BAĞIRALIM! ‘’

HAYDİ İZLEYELİM 

183 !

Çocuklarda kişisel bakım ve temizlik

Kişisel bakım, çevremizle kurduğumuz ilişkiler için oldukça önemlidir. Aynı zamanda sağlığımızı koruyabilmek için de kişisel bakımımıza dikkat etmemiz şarttır.

Vücudumuz temiz olmazsa, bakteri ve mikroplar için uygun bir ortam yaratır. Bu nedenle de hastalanmamız kolaylaşır. Hem hastalıklardan uzak kalabilmek hem de arkadaşlık ilişkilerimizi iyi bir şekilde yürütebilmek için kişisel bakım konusunda özenli davranmamız gereklidir.

Kişisel Bakım Nedir?

Kişisel bakım; el ve tırnak bakımı, vücut bakımı, saç bakımı, kıyafet bakımı, ağız ve diş bakımı ile genital bölge bakımından oluştur. Vücudumuzun her bölgesinin temiz olması önem taşıdığı gibi, sağlıklı olmamız için de buna dikkat etmemiz şarttır.

Çocukların kişisel bakımlarının doğru yapılmış olması, yalnızca sağlıklarını etkilemez. Kıyafetleri sürekli kirli olan ya da kötü kokan biriyle arkadaşlık etmek istemeyeceğimizden, kişisel bakım çevre ilişkilerini de etkiler. Temiz olmak ve bakımımıza dikkat etmek için ise önem vermemiz gereken birtakım kurallar vardır.

Kurallarımız !

Düzenli olarak banyo yapmak,

Sık sık ellerimizi yıkamak,

Tuvaletten sonra ellerimizi yıkamak,

Uzadıkça tırnaklarımızı kesmek,

Dişlerimizi düzenli olarak fırçalamak,

Kıyafet temizliği konusunda dikkatli davranmak.

Banyo sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar;

Suyun ısısını iyi ayarlamak

Lif kullanılmak (Sabunun vücuda daha etkin olarak uygulanması sağlamak)

 Kese kullanmamak ( Deri tahrişini önlemek)

Yıkanma tamamlanınca temiz bir havlu ile vücut iyice kurulamak

Her banyodan sonra iç çamaşırları ve giysiler değiştirilmek

Bu kurallar başta olmak üzere, kişisel bakım için gerekli olan noktalarda özenli davranmak, hem sağlığımızı korumamızı sağlayacak hem de sosyal ilişkilerimizde sorun yaşamamıza yardım edecektir.

ÇOCUKLARIMIZ İÇİN BİLGİLENDİRME SEMİNERİ

KONU: ÇOCUKLARDA BEDEN VE RUH SAĞLIĞI

SUNUM: PSİKOLOG: EMİNE RIDVAN

TARİH: 10.07.2021

SAAT:16:00

YER: SOHRAM-DER

THÈME: SÉANCE D’INFORMATION POUR NOS ENFANTS

OBJET : SANTÉ CORPORELLE ET MENTALE CHEZ L’ENFANT

PRESENTATION : PSYCHOLOGUE : EMİNE RIDVAN

DATE : 10.07.2021

HEURE : 16h00

LIEU : SOHRAM-DER

SOHRAM-DER

İşkence ve Şiddet Mağdurları için Sosyal Yardımlaşma Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi Derneği

Association Centre Action Social Réhabilitation et Réadaptation pour la Victimes de la Torture et de la Violence

Kurt İsmail pasa 1. sokak Tavşanlı apartmanı kat:4 No: 10-11  Ofis /Diyarbakır

Tel: 00 90 412 224 44 77 – Email : sohramder@gmail.com  – Web-sitesi: www.sohram.com

Sohram’ın BM işkence ve kötü muameleyle mücadele haftası kapsamında gerçekleştirmiş olduğu etkinlikler konusunda bilgilendirmek istiyoruz.  Bu çerçevede bir hafta boyunca işkence ve savaş mağdurlarıyla dayanışma ve kamuoyunun dikkatini bu insanlık suçlarına çekmek amacıyla bir dizi etkinlik düzenlemeye çalıştık.

Tüm zor koşullara rağmen, bu yıl ki etkinliklerimizi gelecek için bir umut damlası ve gelecek için cesaret sembolü olarak gerçekleştirebildik. 

Mevcut koşulların yansıyan zorlukları bölgemizdeki savaşlar ve ülkemizdeki iç kargaşalar sebebiyle, BM işkence ve kötü muameleyle mücadele kampanyamızı « işkence, savaş, iç kargaşa mağdurları ve mültecilerle dayanışma ve bölgemizde ve dünyada işkenceye, savaşa ve kötü muameleye son” sloganıyla başlattık.

25 Haziran Cuma günü camide,  20 Haziran Pazar günü kilisede işkence, kötü muamele ve savaş mağdurları için ve insanlık suçu kapsamındaki bu uygulamaların ülkemizde ve dünyada son bulması için dua ettik. Bu etkinlik bu çerçevede ülkemizde ilk defa SOHRAM-DER tarafından gerçekleşmiştir. Sohram olarak bu etkinliği bir gelenek gibi her yıl tekrarlayacağız. Bu konuya duyarlı herkesi bu geleneğe destek vermesi için çağrıda bulunuyoruz.

Her sene olduğu gibi Sohram merkez binası konferans salonunda 25 Haziran günü SOHRAM-DER Genel Başkanı Mim Yavuz BİNBAY ve SOHRAM-DER Psikoloğu Emine Rıdvan’ın konuşmacı olarak katıldığı, işkencenin önlenmesi ve işkence ve şiddet mağdurlarının rehabilitasyonu ve insan hakları konulu seminerler verildi.  Oturumun biri psikoterapinin işkence ve şiddet mağdurlarının tedavisinde yeri ve önemi. Psikoterapi servisimizin düzenlediği diğer iki oturumun konuları;  « HİÇBİR HAL VE ŞARTTA İŞKENCEYE MÜSAMAHA EDİLEMEZ ve İŞKENCE NELERDİR? YASAL HAKLARIMIZ NELERDİR? » idi.

Katılımcılara gözaltına alınanların ve tutukluların hakları ve Türkiye’de Birlikte Yaşamak konulu broşürler dağıtıldı.

SOHRAM-DER başkanı Mim Yavuz Binbay, yaptığı konuşmada, on yıllardır yaşanan olaylar ve sistemsel zafiyetler sebebiyle yaşanan askeri darbeler sonucunda yaşanan acı olaylar sebebiyle bölgemiz bir travma bölgesine dönüşmüştür.  İşkenceyi önleyecek en güçlü etkenin hukuk sisteminin olduğunu bu sebeple hukuk sistemine sahip çıkılmasının ve güçlendirilmesinin önemli olduğunu, hukuk sisteminin güçlenmesinin ancak bireylerin hukuka sahip çıkarak içselleştirmesiyle mümkün olabileceğini belirtti. Binbay, ülkemizde son dönemlerde yaşanan çok ciddi olaylar sebebiyle yoğun gözaltıların olmasına rağmen fiziksel işkence vakalarında azalma gözlenmesine rağmen psikolojik baskı yöntemlerinin hala yaygın olarak kullandığını ve ülkemizde bir an önce “işkenceye sıfır tolerance” ilkesinin hayata geçirilerek bu ilkenin uluslararası öncülüğünü ülkemizin yapabilmesini dilediğini belirtti.

Saygılarımızla.

SOHRAM-DER

İşkence ve Şiddet Mağdurları için Sosyal Hizmet Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi

Kurt İsmail pasa 2. sokak Tavşanlı apartmanı kat: 3     Diyarbakır

Tel: 00 90 412 224 44 77

Email : sohram@hotmail.com – Web-sitesi: www.sohram.com

İnsanlığa Karşı Suçlar Kapsamındaki Darbeciliği ve Vatan Hainliği Kapsamındaki Emperyalist İşbirlikçiliği Söylemlerini Kınıyoruz.

Son dönemlerde basın yayın kuruluşları aracılığıyla kamuoyuna darbe söylemleri ve emperyalist müdahale heveslerini yansıtan açıklamalar gözlemleyen derneğimiz, halkımızın demokratik yaşamda ilk temsil organlarından bir kurum olduğumuz bilinciyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmiştir.

SOHRAM-DER olarak kurucu genel başkanımız Mim Yavuz Binbay’ın iki defa mağduru olduğu insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında olan her türlü darbeyi çağrıştıran, zihniyeti ve söylemleri şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.

Kendi ülkesindeki seçimle işbaşına gelmiş yönetime müdahale çağrısı yapmak veya böylesi bir beklenti içinde olmak Vatan Hainliği kapsamına girer. Bu tür düşünceler ve girişimler dünyanın her yerinde aynı kapsamda Vatan Hainliğiyle değerlendirilir.   

Her darbe döneminde demokrasi ve halk düşmanı zihniyet sahiplerince ülkemizin bir kuşağı insanlık dışı yöntemler kullanılarak gözaltına alınmış, işkencelerden geçirilmiş, katledilmiş, kaybedilmiş, fişlenmiş, toplumsal yaşama katkısı ve katılımı engellenerek yok edilmiştir.

Ülke demokrasisi her on yılda ABD derin devletinin desteğiyle bu çağdışı yöntemle demokrasi kesintiye uğratılarak bir vesayet rejimi oluşturularak, halkın iradesi yok sayılmış ve çağın gerisinde bırakılmıştır.

Bu dönemlerde halkın ilk demokratik temsil organı olan demokrasinin olmazsa olmaz organlarından sivil toplum örgütleri kapatılmış, yasaklanmış, üyeleri hakkında en ağır suçlamalarla soruşturmalar açılarak sindirilmiş ve demokratik yaşamın ilk temsil organı olan sivil toplum örgütlülüğünün gelişmesi engellenerek toplumumuzun demokrasinin gelişmesi engellenmiştir.

15 Temmuz 2016 da Osmanlı imparatorluğu dönemi dâhil olmak üzere bu topraklarda 700 yıldır ilk defa sivillerin Cuntacılara karşı koyuşuna ve zaferine şahit olduk, kutladık ve saygıyla selamladık.

Unutulmamalıdır ki “En kötü sivil yönetim insanlık suçları kapsamındaki CUNTACI yönetimden, en kötü bağımsız rejim Irak, Suriye, Libya vb. devletlere yapılan dış müdahalelerle getirildiği iddia edilen kaos demokrasisi müdahalelerinden evladır.” Demokratım, insan haklarından yanayım, İnsanlık onuruna sahibim diyen her birey ve kurum Cuntacılığa ve dış müdahalelere karşı demokratik sistemi desteklemelidir.

Halkımızın, tanklara, silahlı cuntacı çete mensuplarına karşı hayatını ortaya koyarak kazandığı demokrasi zaferini unutmadık ve benzer bir girişime karşı tekrar aynı onurlu davranışı göstereceğine inanıyoruz. 

Bir asırdır, her kuşağın gençleri ağır bedeller ödeyerek, “ABD Emperyalizmine Hayır” “ABD ülkemizden Defol” “Kahrolsun ABD Emperyalizmi” “IMF’ye Hayır” vb. sloganların yönlendirdiği destansı ve kararlı mücadeleleri sonucunda bu konuda önemli bir gelişme ve başarı sağlanmıştır. Bu başarının sahipleri olarak bu başarımızı kararlılıkla koruyacağımıza inanıyor ve işbirlikçiliği heveslilerine bunu hatırlatmak istiyoruz. Hiçbir hal ve koşulda geri adım atmayacağız, her hal ve koşulda kazanımlarımızı koruyacağız.

Emperyalist talan sebebiyle geri bırakılmış 3.cü dünya ülkeleri dâhil, Dünyanın hiçbir yerinde emekli general-amiraller bir beklentisi yoksa hassas konularda demeçler vermez!

Cuntacı – Darbeleri çağrıştıran söylemleri ve emperyalist müdahaleleri ve işbirlikçiliğini çağrıştıran zihniyet ve girişimleri kınıyor ve lanetliyoruz.

 SOHRAM-DER olarak, Cuntacı-Darbe ve Emperyalist işbirlikçi heveslilerine; halkımızın demokratik yaşamda ilk temsil organlarından bir kurum olduğumuz bilinciyle her ne pahasına olursa olsun, her zaman ve her koşulda halkın iradesiyle birlikte ve demokratik sistemi koruyacak kurumlarından biri olduğumuzu belirtiriz.

Mim Yavuz Binbay

SOHRAM-DER

Genel Başkanı

LETTRE POUR DONATEURS

DONNER DE L’ESPOIR – AIDE AUX REFUGIÉS DANS LA TOURMENTE DU CORONAVIRUS

Chères Amies, chers Amis,

La collecte de dons que nous avons débutée grâce à votre générosité, porte déjà quelques fruits, en faveur de personnes particulièrement vulnérables en cette période très difficile.

Nos infirmières bénévoles se rendent au domicile des réfugiés contaminés par le virus, pour leur apporter une première aide et les informer de ce qu’ils doivent faire. Leurs dépenses sont financées par SOHRAM.

Voici des témoignages de bénéficiaires et quelques photos lors des premières distributions de colis :

Une fillette, qui participe à notre programme d’éducation, venue cherche le colis destiné à sa famille : « Je vous remercie pour votre soutien précieux. Il ne restait plus rien à manger chez nous. Mon père est obligé de rester à la maison, il ne peut pas sortir pour chercher du travail ».

Un garçon, également soutenu par notre programme d’éducation : « Mon père travaillait à la journée dans un restaurant, mais le restaurant est fermé. De plus, il est tombé malade et nous n’avons plus de nourriture à la maison. Ma mère a dû demander à nos voisins de nous en donner… ».

Une femme bénéficiaire : « J’ai quatre enfants, le dernier est un bébé de 16 mois et j’ai très peu de lait pour l’allaiter. En raison du confinement mon mari ne peut pas chercher du travail comme journalier. J’ai essayé d’être très économe avec la nourriture, mais maintenant, il n’y a plus rien. Je n’ai rien trouvé à donner au bébé pendant quelques jours. Avant la quarantaine, je recevais du lait de SOHRAM. Merci beaucoup. Que Dieu accepte votre bonté ».

Nous avons besoin de votre aide pour continuer à les aider. Votre don, même modeste, sera une lueur d’espoir pour les bénéficiaires ! D’avance, un très grand merci !

Yavuz Binbay,

Directeur SOHRAM-CASRA

———————————————————————————————————————————————

Versements bancaires : RÉINTÉGRATION AU LIEU D’EXIL – Banque Cantonale Fribourg – CH-1701 Fribourg / IBAN : CH03 0076 8250 1175 1691 8 / SWIFT : BEFRCH22, soutien à SOHRAM-CASRA, Diyarbakir

Versements via La Poste suisse : Banque Cantonale Fribourg – CH-1701 Fribourg – Compte postal 17-49-3, en faveur de CH03 0076 8250 1175 1691 8, soutien à SOHRAM-CASRA, Diyarbakir

LA PEINE DE MORT : Une trahison des valeurs humaines acquises depuis des milliers d’années.!

Tout au long de l’histoire, l’acte de tuer a été interdit dans les règles traditionnelles, les religions et les systèmes juridiques et ceux qui commettent cet acte ont été punis.

Cependant, l’État, qui est le reflet des forces qui ont su contrôler la société et mettre en place un mécanisme de gestion, a reçu dès les temps les plus reculés et à chaque époque, le pouvoir de tuer. Cette autorité a été utilisée par les forces qui constituent l’Etat depuis des milliers d’années, dans le cadre de leurs règles, de diverses manières allant parfois jusqu’à des massacres. L’exemple le plus frappant de pratiques conduisant à ces massacres est celui des exécutions de masse, qui constituent une menace lorsqu’elles défient les règles du mécanisme étatique. Des inscriptions royales, témoins de l’histoire lointaine, décrivent comment des peuples rebelles ont été anéantis. Les massacres de 1789 en France, de 1917 en Russie, de 1933-1945 sous le régime hitlérien et d’autres encore ont servi d’argument pour justifier un changement de régime ces dernières années encore et sont des exemples de ces pratiques.

Pendant des milliers d’années, les États ont pratiqué la peine de mort en tant que symbole de pouvoir contre leurs opposants, ceux qui étaient sous leur autorité, et en particulier ceux qui commettaient des crimes considérés comme graves selon la période. Cependant, être fort ne consiste pas à tuer, mais à trouver des solutions et à protéger les citoyens.

Les gouvernements préconisent depuis des milliers d’années cette mesure punitive pour dissuader les criminels. Au fil de l’histoire, des millions de personnes ont subi la peine capitale infligée aux meurtriers dès les débuts du mécanisme étatique (un des documents les plus connus à cet égard est le code de Hammurabi), y compris parfois ceux dont les crimes n’ont pas été prouvés.

On se souvient de ceux qui ont été victimes de cette peine irréversible, ceux qui ont été pendus sur les places de l’Empire ottoman, ou brûlés après avoir été torturés par l’Inquisition, de ceux qui furent envoyés à la guillotine en France, ou assassinés dans les chambres à gaz en Allemagne, de l’administration romaine à Jérusalem qui envoya Jésus le Messie à croix et, à l’époque abbasside, des autorités qui ont tué Hallaj Mansour. Ces événements et bien d’autres encore montrent que toutes ces pratiques constituent des crimes contre l’humanité et ont causé des dommages irréparables à la société.

Dans notre histoire récente, on rappellera la mort en 1926 de Sheikh Said Efendi et de ses amis, exécutés sur ordre des tribunaux spéciaux sans aucune preuve juridique, d’İskilipli Atıf Hodja et de milliers d’autres. Adnan Menderes, le premier ministre et les ministres Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, aussi ont été condamnés à mort par les tribunaux établis après le coup d’État de 1960, de même que Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan et Hüseyin İnan, exécutés sur ordre de tribunaux mis en place après le coup d’État de 1971. Erdal Eren, condamné à l’âge de 17 ans et dont le dernier regard demeure dans les mémoires mémoire 39 ans plus tard, Mustafa Pehlivanoğlu et 48 personnes exécutées lors du coup d’État de 1980, sont aussi des exemples frappants de ces destructions irréparables. Toutes ces décisions et d’autres, similaires, sont aujourd’hui en débat.

Il existe dans toutes les religions des versets et des recommandations concernant la survie et l’amélioration des humains. De nos jours, des mesures punitives prévues en lieu et place de l’exécution dans les systèmes juridiques sont acceptées et considérées comme un critère du développement de la démocratie.

Tout au long de l’histoire, ceux qui ont été pendus « pour l’exemple » ont donné lieu par la suite à des regrets. Dans les périodes suivantes, ils ont figuré sur des « listes de la honte » leur exécution a été critiquée et considérée comme une noirceur de l’histoire. Malgré tout cela, une exécution exigeante ne tire pas les leçons de l’histoire, une trahison des valeurs humaines acquises depuis des millénaires.

Notre pays s’est débarrassé de la tache noire de la peine de mort en la retirant de notre législation par les règlements et les amendements constitutionnels apportés entre 2001-2004.

Les politiciens ne doivent pas tomber dans le piège du rétablissement des exécutions, qui causerait des dommages irréparables dans notre société, négligerait les valeurs humaines, causerait des erreurs irréversibles, rabaisserait notre système juridique et notre démocratie et plongerait notre conscience sociale dans l’obscurité de temps connus comme les époques noires de l’histoire.

Veulent-ils protéger l’État ?  » Rappelez-vous Sheikh Edebali qui disait : Laissons les gens vivre pour que l’Etat vive !».

Notre pays doit mettre fin aux débats sur le rétablissement de la peine de mort et mener la lutte pour l’abolition de la peine de mort dans le monde.

Yavuz Binbay

Président

SOHRAM-CASRA

Chères Amies, Chers Amis,

Nous aimerons vous informer concernant la séance d’information contre le mariage des mineurs du SOHRAM-CASRA qu’elle a eu lieu le 31 janvier 2020,

Les mariages mineurs, La crime contre l’humanité, honte de la société et les traumatismes psychologiques.

Compte tenu de la position géopolitique et de la structure ethnique de notre région, il convient de rappeler que la question du mariage des mineurs peut être cachée ou se manifester dans la société. De même, il représente un réel danger pour la santé et les droits des mineurs. Le mariage des mineurs est lié à la mentalité culturelle et à la structure traditionnelle existant en Syrie et dans notre région, causant de graves dommages aux victimes, ainsi que la torture.

Afin de prévenir ces dommages, d’accroître la sensibilité sociale et de soutenir leurs victimes, le séminaire tenu dans la salle de réunion SOHRAM-DER le 31.01.2020 à 13h00 par orateurs,

La travailleuse sociale Leyla Akın, a déclaré qu’il était nécessaire de se débarrasser de cette honte. si, nous voulons une société saine en s’attaquant aux effets sociaux des mariages d’enfants et du Psychologique, créant de graves dommages à la structure sociale de la société.

L’autre intervenante est une experte en santé des femmes. Eda Ak a fait une présentation complète par de photographies et des tableaux sur les effets du mariage précoce sur la santé individuelle.

Avocate Müzeyyen Nergiz, dans sa présentation sur l’aspect juridique de la question, en mentionnant l’aspect juridique du mariage des enfants, soulignant l’importance de prévenir les problèmes dans la pratique en déclarant qu’il n’y a pas de carence juridique dans les réglementations, les mariages d’enfants sont à la fois une honte sociale et un crime contre l’humanité.

L’enseignante syrienne Victorya Davoud a déclaré que le mariage d’enfants était; Il a déclaré que la place dans la structure traditionnelle et les effets de la guerre avaient provoqué une augmentation des mariages de mineur. Parce que leurs parents pensent qu’avec ce mariage leurs filles assurent leurs sécurités sociales.

Le président de SOHRAM, Yavuz Binbay, a annoncé qu’il poursuivrait sans interruption nos efforts contre ce problème de honte sociale, de traumatisme psychologique et de criminalité humaine. Il a déclaré qu’ils offraient gratuitement une psychothérapie, un soutien psychologique et un soutien juridique à ces victimes.

La réunion d’information s’est terminée par un cocktail en présence des participants.

http://www.sohram.com/fr_FR/category/blog-news/